jaquelyn xavier

şahane bi' şey. 1990 doğumlu olup, şimdilik ufak tefek youtube videolarında gözükmekte. zamanla popüler olacağını düşünüyorum.

robert enke

2003 yılı, yaz ayları. ankara'da, 19 mayıs stadyumu'nun eteklerinde 360 derece boyunca amatör futbol kulüplerinin ofisi, soyunma odaları bulunur, bilenler vardır. işte orada yer alan kulüplerden birindeyim ben de. adamlara hem hizmet edip, hem de kulüpte olmak için para veriyoruz, düşün işte. amaç belli ki futbol değil, bildiğin müşterisiyiz kulübün. bu ülkede zaten spor olarak görülseydi, yayıncı kuruluşun 500 milyon dolar verdiği ligin takımları, avrupadan ilk maçta boynu bükük ayrılmazdı.

neyse, konumuz bu değil. sözde futbol kulübü olan, ticaret mantığı anlamında aşmış, lakin futbol olarak amatör tabirini bile haketmeyecek bir noktada olan kulübümde idmana çıkmak için sabırsızlanarak kulübe doğru yürüyorum. yan taraftaki esnaflar, pardon futbol neferi, teknik direktör, antrenörlerinin elinde gazete var. büyük ihtimal fotomaç ya da fanatik. kapakta "enkelek çıktı" yazıyor. enke, kelek çıkmış. 3-0'lık istanbulspor maçında verilmiş bunun kararı. aynı sezon selçuk şahin'i transfer edip, 9 yıldır kendini geliştirmesini bekleyen de aynı kulüptü oysaki. ama ne olduysa, tek maçla adamın yeteneklerini lazer gibi tarayan ve istediği neticeyi alamadığını düşünen über futbol dehası fenerbahçe yönetimi, adamı gönderdi.

aklımda kalan ve beni şaşırtan ise, ellerinde gazeteyle bu haberi okuyan esnafın, "ulan ne acımasız adamlar, tek maçta adamı harcıyor bu basın" demeleriydi. bakın, aradan 9 yıl geçmiş, ben bu adamların yorumunu unutmamışım. demek ki, bu ülkede doğruya o kadar nadir rastlıyoruz ki, böyle ufak bir ayrıntıyı 9 yıl sonra bile unutmamışım.

ha, bunu artık ömrümün sonuna dek unutmam, zira robert enke trajik bir şekilde terk-i diyar eyledi dünyayı. şu an bu entryi yazarken, yıllar sonra gözümden de 2 damla yaş aktıysa, neyleyeyim futboldaki kadrolaşmayı, eski kafalılığı, modern futbolun yavanlığını...

asosyallik

çok özlediğim.

hayat öyle bir yumuşak ki, kavrulurken üşümeyi, üşürken kavrulmayı özletiyor ya da standart bir hayat sürmeyi beceremeyip uçlarda pişman olan birer salağız.

ulen asosyal olmaya bile vakti olmaz mı insanın? yok işte anasını satayım. 8 saat mesai, sonra gez gez gez, sonra arkadaş gezmeleri, sonra yine gez gez gez, eve yatmaya gel.

evimi özledim lan.

40 yil bakire kalmak

cinsel ilişkiye girme yaş ortalamasını 15 kabul edelim. 40 yaşındaki esas kızımız, 25 yıldır bakiredir o yüzden. hayatının ilk 14 yılında böyle bir kaygısı olduğunu düşünmüyoruz tabi.

15-25 yaş arası da kızlarda bi' artistlikler, bi' havalar görürsünüz. o yaş aralığında da bu yüzden ilişkiye girmemiştir. yaş 30'a dayandığında, bi' şeylere uyanmaya başlamıştır, lakin bu sefer de erkeklerden yüz bulamıyor kızcağızımız, canımız, aşkımız, bitanemiz.

30 ile 40 arasında da gel-gitler yaşamış olması mümkün. meselenin zaten git-gelden ibaret olduğunu düşünürsek, gel-gitler ile kendini tatmin ettiği sonucuna varabiliriz, sevgilimizin.

bu durumda olan kişinin bi' ara bana görünmesinde fayda var. (sırf bunu yazmak için girdim, ondan önceki cümleleri kaale almayınız. ahahah.)

vites kolunun cazibesine kapilmak

<bkz: dsg>

moves like jagger

güne iyi başlamak için mutlaka her sabah dinlenilmesi gereken şahane bi' şarkı bu.

sarar

beğendiğiniz bir ceketin etiketine baktığınızda 800 tl gibi bir meblağ ile karşılaşabildiğiniz ve arkanıza bakamadan olay yerini terk ettiğiniz, ceket ve kravat anlamında başarılı, gömlek anlamında orta seviyede olan giyim markası. başarılı gömlekleri olsa da, kıro tabir edilen cinste de hatrı sayılır envai çeşit gömlekleri ihtiva eder mağazalarında.

dufy

müthiş gömlekleri bulunan marka. slim fit olayında gayet başarılı ve malzeme kalitesi anlamında da kalburüstü. fiyatları da kampanya yakalandığı takdirde enfestir.

efor

bir giyim markası. gömlekleri fena değil. slim fit olayında başarılılar ve seçenekleri fazla. ceketleri güzel, pantolonlarını beğenmem. triko konusunda da normal seviyede seyrediyorlar. fiyatları da normalden biraz yukarıdadır.

onsuz olmuyorsa olana bakacaksin

ilişki sonrası çekilen acıyı bir başkasıyla paylaşma sanrısı. "sadece ben çekmeyeyim, yeni sevgilim de tadına baksın" düşüncesiyle oluşur ve şahsın ego tatmini ile yeni sevgilinin hayal kırıklığı hükmüyle neticelenir. madem unutamayacaksın, o kişinin ne suçu vardır da sevemeyeceğini bile bile boncuk dağıtır insan?

onsuz olmuyorsa, kendini eşe-dosta ver arkideş.

gomlek

zara'da ve kısmen dufy'de çok güzel örnekleri vardır bunların. kilo problemi olmayan bi' er şahsiyete çok yakışır slim fit olanları.

slim fit gomlek giyebilmek

güzel bi' duygu. yaşayamayan şişmanlara bu duygunun ne kadar özel olduğunu daha etraflıca anlatabilirim.

balkonsuz* olmayı gerektirir. tabi iyi görünmek istiyorsanız.

spor salonunu cazip kilan etmenler

göbekli yumoşlar için söylüyorum;
<bkz: slim fit gömlek giyebilmek>

serdar ortac gibi beste yapmak

serdar ortaç gibi beste yapabilmek için, öncelikle "la hepi topu 7 nota var, kaç farklı beste yapılabilir ki" felsefesini benimsemeniz gerekir. daha sonra temeli oluşturmuş bir şekilde gönül rahatlığıyla serdar ortaç tipi bestelerinizi yaratmaya başlayabilirsiniz.

groove anlamında sıkıntınız yok. kendinize bir bateri seti oluşturun, bunu 20 farklı şarkıda kullanacaksınız.

popüler müzik yapacağınız için de 3 nota kuralına uyacaksınız zaten. yazdığınız sözleri 3 nota arasında getirip götürün. karşı cinse ilginç şeyler söyleyin mesela. o poşet demişse, siz torba diyiverin. "binlerce apaçi var" diye diss atın bu oğlana. albümünüzün adını "beyin amcıklaması" koyarak farklı bir başlangıç da yapabilirsiniz.

exnihilo nun koltugu

kemal sunal'ın başrolünde oynadığı koltuk belası adlı filmde yer alan, zafer ergin'in seslendirdiği koltuktur.

volkswagen i premium marka zannetmek

türk insanının bolca düştüğü yanılgı.

volkswagen, alman otomotivcilerinin halkın binmesi için yarattığı bi' otomobil markasıdır.

premium marka denince, akla mercedes, bmw, porsche gelir. kaldı ki audi'nin premiumluğu da tartışılagelmekteyken, volkswagen'i premium addetmek haksızlıktır.

lakin türk halkının ulaşabildiği ve gerçekten sağlam otomobiller ürettiği için, böyle bi' yanılgıya düşülmüş, passat'a tapanlar ve jetta'yı peygamber ilan edenlerin peydah olmasına yol açmıştır.

vitesi uce takmak

öndeki yüklü kamyonu sollamak için sıklıkla yapılan şey. vites 4'ten 3' takılır, sola sinyal verilir (haha bunu pek yapmazlar) ve kamyon geçilir. karşı şeritten bi' araç geliyor ise, motor devri 6000 d/d'yi bulana kadar basılır. yusuf yusuf homurtusu eşliğinde sağ şeride geçilir, hemen cebe geçilip flaşörler yakılır, rölantide hem araç, hem de siz yusuf çeker, rahatlayana kadar beklersiniz.

donanimhaber com

otomobil forumu, türkiye'deki otomobil piyasasının bi' yansıması şeklinde.

boşline jetta ve kia ceed 4. vites gibi efsaneleri bünyesinde barındırır. volkswagen taraftarları ve karşıtları, mercedes'e tapanlar ve dahi fiat'a güvercin tedirginliğiyle yaklaşanlar gibi gruplara ayrılan insan tiplerine rastlanır.

<bkz: vitesi çat diye 4'e takmak>
<bkz: volkswagen'ı premium marka zannetmek>

ve efsane 2 üye;
<bkz: taner göde>
<bkz: son sahibi olursun>

gerekirse yazarim

vekillikten azletmek istediğim sözleşmeye dayalı müdafim.

asik oldugunu anlamak

bi' çalar saatten tek farkım, arada sırada düşünebiliyor oluşumdu sanırım. onun dışında, yapacağım her şey bi' program çerçevesinde ilerliyor ve bunu da başkalarının belirlemesi beni yıpratıyordu.

aşk ile ilgili söylenmeyen laf kalmamıştı sanırım ve söylenmiş şeyleri yaşamak, benim gibi bazen farklı şeyler söylemek isteyen birinin işine gelmiyordu. siyah beyaz bir filme aniden giren kırmızı elbiseli kadın. sen onu halen siyah beyaz görmektesin. ancak kırmızısı farkında olmadan gözlerini alıyor. seni neyin rahatsız ettiğini de anlayamıyorsun haliyle.

ilişkilerin jet hızında yaşanıp bittiği bi' taşrada, sanki herkes bi' fuck buddy arayışında gibi. senin de sevgi ile ilgili sözcükler sarf edesin gelmiyor o yüzden. yine bi' seks partner arayışında olduğunu düşündüğüm kırmızı elbiseli -ancak siyah beyaz gördüğüm- kadının söyledikleri de beni pek etkilemiyor.

yine de kırmak istemiyorsun ve "bi' ihtimal" diyorsun.
"belki, artık benim de ideal ilişkiyi bulup, çevremdekilere aşk konusunda öğüt verme zamanım gelmiştir."

o konuşuyor, sen dinliyorsun. o yine konuşuyor, sen düşünüyorsun. bu kadar kısa sürede, bu kadar konuşacak duyguları ne ara beslemişti? o, ne dediğini iyi bilen bi' kadındı. yok yok. o, ne dediğini çok iyi bilen biriydi. yani ne dediğini bu kadar iyi bilmesi, aslında kötü bi' şeydi. zira, söylediği her şeyden, tek tek geçmişte nasıl ilişkiler yaşamış olduğunu tahmin edebiliyorsun.

günün sonunda, onun aklından neler geçiyor bilmiyorum, ama benim aklımdan geçen şey şu:
"bundan sonrası yatak mı, yoksa bi' sonraki buluşma için gün belirleme mi olacak?"

yeni bi' buluşma günü belirleniyor. kız hakkındaki düşüncelerin değişiyor sanki. açık açık soramıyorsun, "kendine fuck buddy mi arıyorsun" diye. zira kızı tanımıyorsun. belki o lafı duyduğunda, seni hayatından tamamen çıkarabilecek zihniyette de olabilir. dediğim gibi, kızı tanımıyorum.

birkaç buluşma organize ediliyor. artık diyalogların belli bi' anlamı var. ne dediğini anlamaya başlıyorsun. yok, bence vurgulayamadım. söylediklerini gerçekten anlıyorsun artık. yani, söylenen lafı anlamak başka bi' şey, söylediği şeyin alt metnini yakalamak ayrı. sen, artık lost izler gibi dinliyorsun onu. bulmaca çözer gibi.

buluşmalar sıklaşır. artık alışılmıştır karşılıklı. sonra, 2 hafta kadar görüşülemez. bi' anda, eksik olanın ne olduğunu bulmaya çalışırsın. anladığın şey, sanırım aşık olduğundur.

ve bence öyle kalmalıdır. zira, bi' sonraki buluşmada alacağın yanıt, bi' ilişkideki en önemli şeyi, yani "aşık olmanın bünyeye kattıklarını" alıp götürür.

halbuki sus, o his ile bi' süre daha yaşa. ne diye koşuyorsun ki hemen? hani, hayata dair yeni bi' şey öğrenen çocuğun, hemen ebeveynine koşup öğrendiklerini hevesle anlatması gibi.

"seni ilk gördüğümde, aradığım sevgili profiline uyuyordun. hatta aradığım sevgili profili, sana uyuyordu. sonra, aradığım dost olduğuna karar verdim. arkadaş kalmalıyız."

aşık olduğumu o gün anladım. her aşık, arkadaş olarak kalmak zorundadır sevdiğiyle gibi geliyordu artık.